Search for:

Son Ege tatilim ile ilgili begonvilli, imbatlı, mavisi yeşili bol, okuyanın içini açacak, bu sıcak yaz günlerinde yüreğine sular serpecek bambaşka bir yazıya başlamıştım ki, ülkemin dört bir yanında bu malum yangınlar patlak verdi!  Kalemim sustu.  Ruhum boğuldu.  Müsilajın etkisinden kurtulamamışken daha, Marmara Denizi’nin orijinal rengini unutmaya başladığımız mayıs ayından beri kafalarımızı toplayamamışken henüz, son haftalarda katlanarak artan vakalar yüzünden içten bir tebessüm etmeyi bile çoktan unutmuşken, bir de bu yangınlar…  “Kahrolduk!” kelimesinin bile hafif kaldığı, peş peşe ortaya çıkan ateşlerin kimler tarafından hangi sebeple fitillendiğini ve neden bir türlü söndürülemediğini  anlayamadığımız, bunları anlamaya çalışmayı da çoktan bıraktığımız, sadece masum doğanın kendisine, yıllardır dimdik durdukları yerden kaçamayan ağaçlara, yumurtalarını terk edemedikleri için ölüme razı gelen kuşlara, börtüye böceğe, toprak anaya, yitip giden hayallerimize, doğmamış evlatlarımızın dumanlı geleceklerine ağladığımız günlerin içinden geçmekteyiz maalesef. 

Bugün dünyanın hangi ülkesinde yaşarsak yaşayalım; her şey en ideal şekliyle yapılsa, yüzde yüz doğru tarım politikaları uygulansa, mantıklı sulama yöntemleri esas alınsa, doğa hiç kirletilmese bile; en büyük ortak düşmanımız olan küresel ısınma her birimiz için ciddi bir tehdit oluşturuyor.  İklim krizi, dünyanın tarım haritasını hızla değiştiriyor.  Financial Times’ın son günlerde yaptığı çarpıcı araştırmaya göre, örneğin, Sicilya’da artık avokado yetişiyor; şaraplık üzüm iyice kuzeye, İngiltere ve Kanada’ya doğru kayıyor; Sibirya ise buğdayın yeni coğrafyası olarak kabul ediliyor!  Düşünebiliyor musunuz, dünya hızla değişiyor artık; yaşam kabuk değiştiriyor ve tüm bunlar hızla olurken, aklıselim ülkeler krizi fırsata nasıl çevireceklerini, bu işin içinden en az hasarla nasıl sıyrılacaklarını düşünürken, biz denizlerimizi çöp bidonu gibi kullanmaya devam ediyoruz; fabrika atıklarının derelerimize akmasına göz yumuyoruz; tarım için sularını vahşice kullandığımız göllerimizi birer birer kurutuyoruz; yeşile düşman, hayvan sevgisinden uzak yaşamayı yaşamak, betona tutkun olmayı gelişmişlik sanıyoruz.  Nüfus artış hızına bakıldığında ve dünyaya otuz yıl sonra yüzde yetmiş daha fazla gıda gerektiği dikkate alındığında, “parasıyla bile” karnımızı doyurmanın artık çok güç olacağını ve hayatı kendimize iyice dar edeceğimizi neden anlamak istemiyoruz hiç?  “Parasıyla değil mi, kardeşim?” diye haykırarak, yüzüne banknotlar savurup kendisinden yiyecek talep ettiğimiz dünyanın, “Al paranı da, sektire sektire git!” diye cevabı yapıştıracağını aklımıza bile getirmememizin sebebi ne? 

Başına gelen tüm musibetler ile onların faillerini unutmaya, gerekli önlemleri almaya yanaşmayan yetkililerin günahlarını affetmeye, ufacık çıkarlar uğruna geleceğini feda etmeye ezelden beri zaten alışkın olan halkımız; gün gelecek, bu yangınları da hafızasından silecek elbet, ama ben silmeyeceğim.  Örneğin, -içim acıyor bunu yazarken ama- ne yazık ki artık birer çorak araziye dönüşen bu ormanlık alanlara yıllar sonra büyük oteller, süper lüks tatil köyleri filan inşa edilirse eğer, kendimi bildim bileli bu tip yerlerde tatil yapmadığım gibi, gene yapmayacağım.  Bu günahın, bu haksızlığın, bu cinayetin, bu organize kötülüğün, bu cehaletin bir parçası olmayacağım asla.  Bu yangın yüzünden evlerini, doğal yaşam alanlarını kaybedip şehirlere inen o yaban domuzlarının gruplar halinde sabaha kadar inlemelerini unutup da, elimde buz gibi meyve kokteylimle, bir zamanlar kocaman, köklü ve soylu bir ağaç ailesinin yerinde yaşadığı o hissiz havuzun yapay maviliğinde serinlersem eğer…   

Tepkimde tek olsam da, böyle düşünen bir ben kalsam da, kararımdan vazgeçmeyeceğim, tıpkı o çok sevdiğim hikâyede, ağzındaki minicik su damlası ile devasa ateşi söndürmeye giden karıncanın dediği gibi:  “Hiç olmazsa, safım belli olsun.”.  Benim safım; o yaban domuzlarının yanıdır, yaşayan en küçük canlının bile hakkını yemekten korkanların yanıdır, vicdanın yanıdır, merhametin yanıdır.  Benim safım; yaralayanların değil, yaraları saranların yanıdır.  Benim safım; kendisini doğanın efendisi olarak gören insan müsveddesinin değil, doğanın bir parçası olarak kabul eden insan gibi insanın yanıdır.  Yaptıklarım, yapmadıklarım, kararlarım cehennem ateşine dönüşmüş bu ülkede bundan böyle ne işe yarar, kime ne fayda sağlar, bilemem ama, hiç olmazsa safım belli olsun.

1 Ağustos 2021 Pazar

88 Comments

  1. Mustafa ATALAY

    Yazın doğru yanlış, eksik fazla, isabetli isabetsiz, önemli değil! Önemli olan dünyanın, özellikle Türkiye’nin vurdumduymaz toplumu, bu yaşananları sadece ve sadece seyrederek, herhangi bir tepki, herhangi bir eleştiri yapmadan, olduğu gibi kabul eden, aymaz sıkıntılı nesile, insanlığa dönüşmesi çok acı. İnşallah sizin gibi duyarlı, kendini bilen, doğayı seven, insanlığa saygısı olan, bilinçli nesiller yetiştirebiliriz! Çok geç ama imkansız değil!!! Saygılarımla…

  2. Arda Sözen

    2022 Haziran ayındayız aynı şeyleri tekrar yaşıyoruz, ne yazık ki durmayacak gibi, eline, kalemine sağlık durum daha güzel anlatılamazdı..

  3. Füsun sunter

    Ben de senin yanındayım canım.Ne yazık ki bu yazıyı gelecek yıl bi zamanlarda yine paylaşırsın,değişen hiç birşey olmuyor

  4. Metin Coşkun

    Sizin özel bir insan oldugunuz ; Fikirlerinizi, duygularınızı ictenlikle ifade ederken kullandiginiz usluptan belli…Derin konuların ummanında bu kadar çok sözcüğü akıcı kullanabilmek sosyal zeka ve yetenek gerektiriyor.Sizi tanıyanlar şanslı.

  5. Okurken bile yüreğim acıdı duygulara tercüman olmuşsun dünyayı ken ellerimizle yıkıyoruz insan denen canavar belki uyanır insan olduğunu hatırlar da düzelir inşaAllah, kalemine yüreğine sağlık ❤️

  6. Latif Ibrahim ABIK

    Tebrik ederim. Kaleminize yüreğinize sağlık.

  7. Mehmet Tevfik

    Çoookk güzel yazmışsın sevgili çiğdem…Mehmet

  8. Nalan alkan

    Kalemine sağlık çiğdemcim harika bir yazı yazmışsın bravo

  9. Arda bey

    Çiğdem’ciğim duygularıma tercüman olmuşsun, kalemine sağlık. İçimiz kan ağlıyor gerçekten, ancak yanan bölgeler konusunda iyimser olabilmek çok zor olsa da onları çorak birer arazi olarak düşünüp karamsarlığa da kapılmayalım derim ben. Çünkü bu umutsuzluk bizi güçsüz bırakır, bu işten çıkarı olanların işini kolaylaştırır. Bu malum güruh timsah gözyaşları diner dinmez hesaplarını yapmaya başlayacaklar, hatta belki başladılar bile. Buralar yine cennete dönüşecek, doğa kendini yenileyecek mutlaka. Bunu hep gündemde tutmalı, bu galiz kitleye ve emellerine nefes aldırmamalıyız. Kalemine sağlık tekrar, sevgiler 🙂

  10. Ozgul Kose

    Her yazında kalemine olan hayranlığım artıyor sevgili Çiğdem. Yine çok zarif ve net bir ifade ile kelimelere dökmüşsün duygularını. Tarafımız belli! Başımıza taç yapılmış akıllarımızı insan olmak için kullanmayı öğrenmeden bu gezegene huzur yok.

  11. Kalemine sağlık Sevgili Çiğdem, duygu ve düşüncelerimize tercüman olmuşsun; doğanın dengesini bozan, parçası olduğunu unutan ve bir an önce senin kelimenle “sektirmemiz” gereken kontrolsüz egonun yok olması, doğal armoniyi yakalama hayaliyle . . .

  12. Aslı Kendircioğlu

    Ne kadar guzel duygularini dile getirmişşin Ciğdem’cim ve benim gibi hissedenlere de yalnız olmadığımızı hatırlattığın için ayrıca sağol. Canı gönülden tebrikler, sevgiler.

  13. Dilek Sefer

    Muhteşem olmuş, aynı duyguları yaşıyorum.TÜRKİYE mız için yapmamız gereken çok şey olabildiğinden eminim.Dilerim bir yerlerden başlamamız lazım tez zamanda.Sizler yaşça küçüksünüz ama, bizler 70 li yılları 1 Mayıs ları yaşayan kişiler olarak bugün nasıl mücadele etmemiz hakkında her girişime sizlerleyim. Bu Vatanı tertemiz bir şekilde geleceğimize bırakmalıyız.

  14. Merve Özcan

    Okurken metnin ifade ettikleri icimi titretirken; kaleminin akıcılığı, netliği, pür dikkati bir an olsa bile dağıtmayışı hayranlık uyandırdı! Toplumumuzdaki insanlar da senin kadar aklı selim, mantıklı ve geniş vizyona sahip olmuş olsaydı, bugün ziyaret ettiğin güzellikleri bizler de içimizde baharlar açarak okuyabilirdik. Kalemine ve emeğine sağlık, her alanda kuşkusuz gösterdiğin başarıyı burda da rastlamak şaşırtıcı olmadı…

  15. Arda Sözen

    Eline, diline, yüreğine sağlık, yaşanacak sıkıntılar bu kadar da güzel ifade edilemezdi.

  16. Mesajı net, harika bir anlatım, duygusunu içimde hissettim.
    Bu güzel anlatımın devamını bekliyorum

  17. Neslihan

    Cigdem’cigim,muhtesem yazmissin.Bu kadar cetrefil ve uzuntu dolu dunyanin hali bu kadar saf,akici anlatilabilir,farkindaliklar bu kadar nokta atisi ile belirtilebilirdi.Hislere tercuman olup hepimizin kalbini calmak bu olsa gerek.Kalemine saglik tatlim,tebrikler❤️

  18. Handan küçükengin

    Yaşadığımız bu zor süreçte duygularımıza bu kadar mı güzel tercüman olunur… Ülkemizdeki bütün duyarlı vatandaşların canı burnunda, Kabus değil, korku filmi değil, rüya değil gerçekten cayır cayır yanıyoruz, insan ister istemez düşünüyor, itibardan tasarruf etmeyenler, acaba insan sağlığı ve doğayı kurtarma konusundamı tasarruf etmeyi seçti..Yunanlılar da ülkeyi terk ederken yakıp yıkıp terk etmişlerdi, ne acıdır ki başımızdakilerde aynı zihniyetdeler. Bizi insan yapan değerlerden biride kimse görmeden doğruyu yapmak, ülke olarak bunu başardığımızda kazanacağız..son dönemlerde Sevgi den yoksun bir toplum olduk sevmeyi öğrendiğimizde doğayı,insanı evreni, sevdiğimiz de kazanacağız,insan sevdiğine asla zarar veremez..Karış karış bildiğim bu yanan yerleri,on gündür ağlayarak izliyorum, içim yanıyor, bu durumda başka safda olmam mümkün değil yanınızda lütfen banada yer ayırın.. Çiğdem’cim kalemine yüreğine sağlık‍♀️

  19. Ata Öztürk

    Annem, çok güzel yazmışsın. Kalemine sağlık…

  20. Zeynep Kara

    Yüreğine kalemine sağlık Çiğdem ciğim hislerimize tercüman bir yazı olmuş

  21. Selçuk Sözen

    Ne kadar akıcı bir yazı olmuş.Yüreğinize sağlık.Duygularımız aynı ama benim bu kadar güzel ifade etmem mümkün değil.
    Kutluyorum.

  22. Hakan Kaya

    Farkında olmak da fark etmiyor artık, farkında mısın!!! Lütfen safları sık tutalım.

  23. Simla Gürcan

    Aklına, yüreğine, kalemine sağlık sevgili arkadaşım Çiğdem! Ne güzel ifade etmişsin ve hiç ama hiç yalnız değilsin. Mesele artık iyiler ve kötüler arasında. Yerimiz, “ama”lar olmadan, çocukların, kadınların, yaban domuzlarının, kaplumbağaların, ağaçların yanıdır.

    Yazdıklarını her zamanki gibi büyük bir keyifle okuyacağız burada. Yolun açık, dokunduğun yürek çok olsun! Sevgiler.

  24. Alev Salar

    Canım Çiğdem’cim,
    Her cümlen kendin gibi , yani içten ve doğal , su gibi , çiçek gibi . Bu metni okuyan herkes doğasever olmalı, değilse olur. Söylediklerimiz ve düşüncelerimiz uyguladıklarımız ile örtüştüğü gün dünya bir nebze yaşanır olacaktır diye ümit ediyorum. Kalemine sağlık , nice yazılarını severek okuyacağımı da buradan belirtmek isterim.

  25. Sema Güler

    Sevgili Çiğdem ne kadar güzel yazmışsın ellerine sağlık duygularıma tercüman oldun

  26. Işıl Atam

    Çiğdemciğim ne kadar akıcı olmuş, kalemine sağlık

  27. Heather Erguvanli

    Dear Çiğdem, what a truly moving piece of writing! You are the voice of many of us in these very troubled times.

  28. Şükran selçuk

    Seni yürekten kutluyorum yolun açık okuyanın bol olsun arkadaşım tüm duygularımıza tercüman olmuşsun. Yeni yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum yüreğine sağlık ❤

  29. Tebrik ederim Çiğdem’ciğim. O kadar güzel dile getirmişsin ki çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakacağımız kaygısına cevap olmuş.Herzaman sosyal medya tasvirlerini ilgiyle takip ediyorum.Başarılı kalemin hiç durmasın devamını diliyorum.❤️

  30. Şafak Bulutoğlu

    Çiğdem canım inen okurken bile gözlerim doldu: duygularını, kendini , duyarlılığını öyle öyle samimi öyle yürekten anlatmışsın ki , eline , ruhuna sağlık. Dediğin gibi o canım ormanları , yeşili yok edip o bölgelerde oteller , binlerce canın üzerinde eğlence merkezi yapılırda oralarda değil kendim keyif yapmak yapan tüm sevdiklerime de tepkimi en ağır şekilde göstereceğimden eminim.

  31. Leyla GERELİOĞLU

    Benim de sağım senden yanadır Çiğdem’ciğim. Ama ne yazık ki artık saflarımız azaldı ve gün gelecek o saf değiştirenler farkına vardıklarında iş işten çoktan geçmiş olacak, geriye asla ve asla dönülemeyecek…
    Ellerine ,düşüncelerine sağlık böyle güzel kelimelerle duygularımızı ifade ettiğin için ..

  32. Sadegül Arslan

    Çiğdem hanım gerçekten hislerimize tercüman olmuşsunuz. İnşallah bu yazdıklarınız birilerine örnek teşkil ederde artık bazı şeyleri değiştirmek için insanlar harekete geçer. Yüreğinize sağlık.

  33. Esin Arkan

    Çiğdemim, yazdıklarını okuduğum zaman keyf aldım, hüzünlendim, kızdım, güldüm.. Gerçekten çok başarılı, bizi kendinden mahrum bırakma.

  34. Mustafa Anlar

    O kadar güzel yazmışsın ki, içerikten mi konuşalım, yoksa güzel Türkçenden mi, bilemedim. Uzun cümleler çoğu zaman okuyucuyu sıkar. Ancak senin uzun cümlelerin konuşur gibi, saate karşı koşar gibi. İnsan soluklanmadan okuyor.
    İçeriğe gelince… ne acıdır ki bugün yaşadıklarımız daha 30-40 yıl önceden ‘geliyorum’ diye bas bas bağırıyordu da, biz kulaklarımızı tıkamayı seçmiştik. 70lerin başında doğum büyüdüğüm kente yeni liman yapılacaktı. İhaleyi alan o günlerin Yugoslavya’sından bir şirket getirdiği özel ekipmanlar ve kamyonlarla yarım saat ötedeki dağları oydular, devasa kayaları getirip denize döktüler. Delikanlı aklımızla felaketi işaret edecek olduk ama büyüklerimizden azar işittik. “Ne o koministler, şimdi de bunlara mı taktınız? Hadi Moskova’ya”. Nasıl bir dramdır ki bu, bize bunu söyleyen zihniyetler şimdi hep Moskova’da. On yıl kadar önce okumuştum. 2030dan itibaren Akdeniz çölleşeceği için İtalya, İspanya ve Fransa’nın büyük şarap üreticileri Rusya, Ukrayna, Finlandiya gibi soğuk ülkelerden toprak alıp bağ dikmeye başlamışlar.
    Acı gerçek, son birkaç yıldan beri sürekli tokat atmakta yüzümüze, ama hala uyanamıyoruz.

  35. Meltem Türkoğlu

    Canım Çiğdem’im ,diline, yüreğine sağlık! Ruhunun güzelliği, senin safını uzun yıllar önce çizmiş…
    Dilerim bundan sonraki yazılarında, dünyadaki gelişmeler nedeniyle hep mucizeler anlatılsın, kaleminden umut fışkırsın… Yolların hep açık olsun canım kardeşim.

Write A Comment