İstanbul’daki Bağımsız Kitabevleri ile Röportaj – 1
Gergedan Kitabevi – Rüyam Yılmaz
Kitap Kurtları Kulübü olarak düzenlediğimiz “Her Mevsim 1 Bağımsız Kitabevi – En Az 3 Kitap” ve “Askıda Kitap” etkinlikleriyle uzun zamandır bağımsız kitabevlerinin önemini konuşuyor ve okurlarımıza sık sık mikrofon uzatıyoruz. Ekonomik zorluklar yüzünden kitaba ulaşmakta zorlanan öğrencilerimiz için de küçük ama anlamlı bir dayanışma ağı kurmaya çalışıyoruz.
Sözü biraz da bağımsız kitabevlerine bırakalım artık ve mikrofonu bu kez onlara uzatarak yüklerini, sevinçlerini, mücadelelerini kendi ağızlarından dinleyelim.
Serimizin ilk durağında, Caddebostan’da yıllardır faaliyet gösteren Gergedan Kitabevi var. Gergedan’ın sahibi Rüyam Yılmaz’la kitapçılığın görünen ve görünmeyen yüzünü, bağımsız kalmanın anlamını ve okur sadakatinin bir kitabevine nasıl hayat verdiğini konuştuk.
Kitabevinizi nasıl açtınız? Sizi bu dünyaya sokan sebep neydi?
Kitabevimi ben kurmadım ama iyi ki on sekiz yıl önce devraldım.
1992 yılında Mine ve Tarık Kaşkal, Gergedan Kitabevini kurmuşlar ve 2008 yılına kadar da beraber yönetmişler.
Bir teknoloji firmasında insan kaynakları danışmanı olarak çalışırken iş hayatıma bir yıl ara vermiştim. Çok yakın olduğum anneannemi bu süreçte kaybettim ve taziye için gelen dostlarıma onun en sevdiği kitapları hediye etmeye karar verdim. Kitapları, müdavimi olduğum Gergedan Kitabevine sık sık uğrayarak alıyordum ve bir gün, kurucusu Tarık Bey’e "Mağazadaki tüm kitapları satın aldığımda ancak rahat edeceğim sanırım," dedim. O da "Neden benim kitabevimi olduğu gibi almıyorsun? Artık çok yoruldum; senin gibi birinin buranın amaçlarını devam ettirmesi beni mutlu eder," diye cevap verdi. Benim için bir kıvılcım oldu bu. Her zaman en büyük destekçim olan eşimle konuştuktan ve anneannemin vefatından tam bir yıl sonra, Mart 2008'de bu kitabevini devraldım.
Kitabevinizin isminin anlamı ve seçilme nedeni nedir?
"Gergedan", kitabevimizin kurucuları olan çiftin, birbirlerinden habersiz olarak aynı ismi düşünmeleri ile ortaya çıkmış.
Tarık Bey, yüksek kaliteli bir dergi olan Gergedan Edebiyat’tan esinlenmiş. Sadece üç yıl yayımlanmış olmasına rağmen, unutulmaz bir dergiydi Gergedan Edebiyat ve bugün bile insanlar o dergi ile bir bağlantımız olup olmadığını soruyorlar. Kendisi, dergiyi onurlandırmak amacıyla bu ismi seçmiş.
Felsefe öğretmeni olan Mine Hanım ise, Eugène Ionesco'nun "Gergedan" adlı oyunundan ilham almış. Bu oyun, insanoğlunun davranışlarının absürtlüğünü, kimlik ve uyum konularını ele almaktadır. Fransız kasabasında yaşayanların gergedana dönüşmesini anlatan oyun, uyumun ve totalitarizmin yayılmasını sembolize eder.
Sonuç olarak, ben de bu isim ile devam etmeye karar verdim; böylece edebiyat okurları dergiyi unutmayacaktı ve toplum, sürekli okuma ve düşünme ile "gergedanlaşmaktan" kaçınabilecekti.
“Bağımsız kitabevi” sizin için ne anlama geliyor? Sadece ticari anlamda değil, duruş olarak da ele aldığımızda bir kitabevini bağımsız kılan özellikler nelerdir?
Bağımsız kitabevlerinin en büyük özelliği, kelimenin sözlük anlamı olan “başka bir kuruma bağlı olmamanın” özgürlüğü ile okura sansürsüz bir şekilde her yayını ulaştırmaya çalışmalarıdır. Sadece popüler kültürü beslemek değil, kıymetli olanları da görünür kılmak ve kentin kültürel tarihine katkı sağlayacak etkinliklerle ticari kaygı olmadan yazar-okur buluşmalarını gerçekleştirmektir. Bazı günlerde bu özgürlüğün anlamı çok da görünür olmayabilir ama ismimizi aldığımız oyunda da olduğu gibi, usul usul gelişen totaliter dönemlerde bağımsız kitabevleri herkesin nefes alabileceği merkezler olur.
Hiçbir bağımsız kitabevi, vitrininde ya da açıkta sergilediği kitaplar için yayınevleri ile finansal bir ilişkiye girmez ya da bağlı olduğu başka bir kurum olmadığı için (holding, yayınevi, organik sermaye desteği vb.) bu kurumların siyasi / toplumsal duruşundan farklı olmaktan çekinmez.
2026 yılında, “sadece kitap” satarak ayakta kalmaya çalışan bağımsız kitabevi olmak ne demek? Okurun çoğu zaman görmediği zorluklar neler?
Bağımsız bir kitabevi işletmek her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
On sekiz yıl önce bu işe ilk başladığımda kitap tedarik etmek çok daha kolaydı ancak bugün şartlarımız oldukça zor.
2026 yılını, üç yıl önceyle kıyasladığımızda bile büyük farklılıklar var:Artan masraflar, sadece eski masraflarımızın enflasyon ile artması değil eskiden olmayan yeni, zorunlu masraf kalemlerinin (her ay iş güvenliği firması ödemesi, iş yeri hekimi zorunluluğu, ek vergiler, kargo masrafları vb.) çıkmasından kaynaklanıyor.
Yayınevleri, bize uyguladıkları indirim oranlarını her yıl biraz daha düşürüyor. Onlar düşen satışlardan daha az etkilenirken, bizim kitap satışından elde ettiğimiz kârımız her yıl daha da azalıyor.
Artan kitap fiyatları ve okurların alım gücünün düşmesi kaçınılmaz bir sorunumuz.
İş yeri kiralarının aşırı yükselmesi, önümüzdeki yıllarda artık bizim de sadece kitap satarak devam etmemizin imkânsızlaşacağını gösteriyor.
Büyük zincir marketler kahveden kırtasiyeye, oyuncaktan gofrete her şeyi sattığı için gerçek kitapçılarla ve özellikle de Gergedan’ın kitap seçkisiyle kıyaslanınca kitap çeşitliliği açısından yetersiz kalıyor. Biz de onların yaptıkları yüksek indirimlerle ya da internetten satış yapan firmalarla fiyat açısından rekabet edemiyoruz.
Bu konuda söyleyebileceğim en önemli nokta ise şu: Avrupa’daki kitap fiyatları, rekabet kanunu bağlamında, kitapçılarda ve internette aynı olmak zorundadır. Son derece gerekli olan bu regülasyonun, bir gün ülkemizde de hayata geçirilmesini umut ediyorum.
Mücadele edebilmemizin en büyük kaynağı, tutumlu harcama ve hesapları çok iyi yapmaktan ziyade bizden asla vazgeçmeyen okur kitlemizin her zaman yanımızda olmasıdır; bunu özellikle vurgulamak isterim.
Müşterilerimiz bağımsızlığın önemine genellikle kıymet veren, iyi okurlardır. Kitap satın alırken daha hızlı, kolay ya da ucuz satın almayı avantaj olarak görmüyor; çeşitli firmalarla organik bağ içeren mağazaların bağımsız karar almalarının çok zor olduğunu düşünüyorlar ve her kitaba yer veren, raflarında demokrasi uygulamaya çalışan bağımsız bir kitabevinin daima var olmasının daha önemli olduğunu söylüyorlar.
Okurla kurulan ilişki açısından, bağımsız kitabevleri ile zincir kitabevleri arasındaki en büyük fark nedir ve bir semtte bağımsız bir kitabevinin varlığı sizce neyi değiştirir?
Bağımsız kitabevi olmanın farklılıklarından birinin de, ikinci bir kurumun baskısı olmadan tamamen kendi hür irademizle seçki hazırlamamız olduğundan bahsetmiştim ama bunu yine de biraz detaylandırmak isterim:
Bu seçkiyi hazırlarken
Her gün yayınevlerinden gelen tanıtım e-postalarını okuyup,
Depodaki yeni kitap listelerini kontrol edip,
Haftalık gazete ve kitap eklerini izleyip,
Saygın kültür ve sanat sitelerini takip ediyoruz.
Bu sayede seçkiye karar verip müşterilerimizi, sergilediğimiz kitaplarla ilgili bilgilendiriyoruz. Ayrıca, kitabevimize gelen müşterilerimize sadece kitap satışı yapmayıp onlardan geri bildirimler de alıyoruz:
Daha önce önerdiğimiz kitaplar hakkındaki düşüncelerini,
En son okudukları kitaplar hakkındaki fikirlerini,
Piyasadaki son trendleri beraber değerlendirerek yorumlarını,
Sevdikleri yazarları neden sevdiklerini öğreniyoruz.
Bu sayede, bilgisayar sistemlerinin veri analizlerinden ya da algoritmalarından çok daha gerçek ve anlamlı analizler yapabiliyoruz.
Müşterilerimizi yakından tanıyoruz ve onların fikirleri ile biz de kendimizi geliştiriyoruz.
Birbirlerini tanımayan okurların harika bir sinerji ile kitap konuşup sohbet ettiği anlar yaşıyoruz ve bu sohbetlerden hep birlikte kültürel olarak besleniyoruz.
“Başka Yerde Çok Satmayanlar” bölümümüzde popüler olanı değil, incelenmesi ve değerlendirilmesi önemli olan kitapları sergiliyoruz. Çok satanlar bölümümüz yok. Tek tipleşmeden uzak durmaya çalıştığımızı vurgulamak istiyoruz.
Bu bölümün bize yaşattığı bir sosyal deneyi de anlatmak isterim:
Bir gün, sürekli bir müşterim -iyi bir okur ama bizimle de pek sık sohbete girmeyen biri- söz konusu bölümden bazı kitapları beğendiğini ancak bunları "diğer mağazalarda tercih edilmediği için" satın almakta tereddüt ettiğini belirtti.😊
Büyük perakende zincirlerinin, okuyucuları manipüle etmesini ve dolayısıyla toplumun düşünce ve tercihlerini şekillendirmesini böylesine iyi bir okurda dahi görmek oldukça üzücü değil mi?
Ayrıca 2010'dan 2020'ye kadar yüz altmıştan fazla yazarı “Salı Buluşmaları” etkinliklerinde ağırladık. Bu ücretsiz etkinlikler, herhangi bir yayınevi veya kurumun sponsorluğu olmadan düzenlendi ve rezervasyon yaptıran her semt sakinimiz bu söyleşilere katılabildi. Ayrıca, imza günleri ve kitap tanıtım günleri de düzenledik.
2020-2022 yılları arasında pandemi yüzünden ara verdiğimiz bu etkinliklere hâlâ ücretsiz olarak devam etmekteyiz. Semt sakinleri için yazarlarla bir araya gelmenin çok önemli buluşmalar olduğunu düşünüyorum.
Kitap fiyatlarının sabitlenmesi neden hayati bir konudur?
Bizim sektörümüzde -kitap satışında kârlılık oranı oldukça düşük olduğu için- belli masrafları karşılayabilmek çok yüksek adetli satış gerektirir.
Bağımsız kitabevlerinin en büyük zorluğu da bu maddi dengesizliktir. Çok fazla satacağı beklenen, önemli yazarların yeni kitapları ya da “best seller” dediğimiz hızlı okunan kitapların çoğunu okurlar market, zincir mağaza, kırtasiye gibi yerlere girmişken alırlar ve bulunması zor kitaplar söz konusu olduğunda bize gelmeyi düşünürler; bu da haksız rekabetin bir parçasıdır.
Diğer bir haksız rekabet ise internet satışları. Avrupa ülkelerinde internet sitelerindeki kitap satış fiyatları, kitapçılardaki ile aynı olmak zorundadır. Bu haksız rekabet, kanunlarla önlenmiştir. Bu nedenle, Almanya ya da Fransa’ya gittiğinizde bizimki gibi bağımsız kitabevlerinden çok daha fazla görebilirsiniz çünkü oralardaki kitapların fiyatları, amazon’da da, kitapçılarda da aynıdır.
Biz yine de otuz dört yıldır ayakta kalmayı çok sevgili sadık, kitapsever dostlarımızla başardık çünkü ne olursa olsun onlar tüm kitaplarını bizden alırlar, sohbete gelirler, dertleşmeye gelirler ve bizden vazgeçmezler.
Türkiye’de bağımsız kitabevleri arasında bir dayanışmadan söz etmek mümkün mü? Sizin diğer bağımsız kitabevleri ile ilişkileriniz nasıl?
Bağımsız kitabevleri olarak, birbirimize gönül bağı ile destek verdiğimizi söyleyebilirim. Çalışma şartlarımız, yoğun tempoyla günlük işlerin yapılması ve zorlu ekonomik şartlar altında ücretsiz etkinliklerle kültüre destek verme çabaları arasında her birimiz, kendi işine odaklanarak çalışıyor.
Belli bir mecrada bir araya gelmek, ortak projelere imza atmak eminim hepimizin kalbinde yer alıyordur ancak on sekiz yıldır devam ettiğim bu yolculukta, henüz yakın bir dirsek temasına denk gelemedim maalesef.
Bu konuyla ilgili söyleyebileceğim en güzel gelişme, Tarsus’taki Antik Sahaf İsmail Kün’ün öncülüğünde Bağımsız Kitabevleri Derneğinin kurulmuş olmasıdır. Henüz çok az üyemiz var ama bu bir başlangıç. Birlik olmak, birbirimize destek olmak çok kıymetli. Brecht’in sözü gibi, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz,” demek gerekir.
Sizin de yolunuz, Kitap Kurtları Kulübü tarafından düzenlenen “Her Mevsim 1 Bağımsız Kitabevi – En Az 3 Kitap” etkinliğiyle kesişti. Bu tür dayanışma temelli inisiyatiflerin, bağımsız kitabevleri için önemi nedir?
Bu vesileyle, böylesine güzel bir proje için size tekrar teşekkür etmek isterim.
Bu proje birçok yönden çok değerli:
Bağımsız kitabevlerinin yazılı ve sözlü medyada aldığı övgülerin dışında, kendilerine verilen kıymeti fiziki olarak hissetmeleri, bu gerçekliği yaşamaları büyük bir motivasyon.
Bu etkinliklere gününde katılamayanlarda da bağımsız kitabevlerinin önemini hatırlatıcı bir unsur oluşur ve bugün olmasa da yarın uğramalarını, kitabevlerimizin güzel atmosferini hissetmelerini sağlar.
Bağımsız kitabevlerinin birbirleri ile iletişime geçmelerini ve bir dayanışmanın ortak paydaları olmalarının getirdiği gücü hissettirir.
Üyelerinizin, kitabevlerimizin raflarındaki cevherleri keşfedip içerideki devinime sağladıkları katkı ve seçtikleri kitaplarla mutlu olmalarından kaynaklanan enerjinin bize yansıması üretkenliğimizi artırır.
Sizin başlattığınız bu buluşmaları diğer kitap kulüplerinin de örnek alıp uygulamaları, sadece İstanbul’da değil başka şehirlerde de zincirleme bir güzellik yarattı.
Kitap Kurtları Kulübü tarafından başlatılan “Askıda Kitap” uygulaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Ekonomik zorluklar nedeniyle kitaba ulaşmakta güçlük çeken gençler, bu desteği nasıl karşılıyor?
Doğrusu, içinde bulunduğumuz ekonomik şartlarda üniversite öğrencileri için böyle bir imkâna öncülük etmeniz fevkalade bir hareket.
Üyelerinizin bir kısmı gençlerin okumasını arzu ettikleri kitapları seçerken, bir kısmı da bizim tecrübemize başvurarak gençlerin okumak isteyip de ulaşamadıkları eserleri sorup seçtiler. Her iki yaklaşım da ne kadar incelikli düşünen bir grup olduğunuzu bize gösterdi.
Gençler askıya bırakılan kitapları seçerken, fotoğraf çekmek istediğimizi ve yüzlerini almayacağımızı, sadece ellerinin ve kitaplarının görüntüsünü alacağımızı kendilerine söylediğimizde tepkileri çok öğreticiydi. Böyle bir hassasiyetin gerekmediğini, okumanın ve bu güzel işten faydalandıklarını göstermenin gizlenecek bir yanı olmadığını söyledi çoğu.
Ayrıca bir de itirafta bulunmak isterim: “Askıda Kitap”, kitabevimizde geçmiş yıllarda uyguladığımız ve gençlerin alıştığı, sevdiği, faydalandığı bir uygulamaydı ama günlük işlerin koşturmacasında, zamanla unuttuğumuz bir konuya dönüşmüştü. Sizin bunu gündeme getirmeniz bizi de çok mutlu etti ve unuttuğumuz bir güzelliği hatırlattı. Bazen işin içinde olduğumuz hâlde çok önemli bir konuyu ihmal edebildiğimizi gördük. Sayenizde bu uygulamayı tekrar başlattık. Şimdilerde gençler için yine askıda kitap biriktiriyoruz, yakında duyurusunu yapacağız.
Unutma hatasından dönmemizi sağladığınız için de ayrıca teşekkürler…
Askıda kitapla ilgili sizi derinden etkileyen bir anıyı ya da karşılaşmayı paylaşmak ister misiniz?
Bir önceki soruda bu soruya da kısmen cevap vermiş oldum aslında fakat bir olay daha var ki, bunu sadece bir kez yaşamadık, birkaç kez yaşadık: Askıdaki kitaplardan seçim yaparken gençlerin çok kararsız kaldıklarını görünce “İki ya da üç kitap alabilirsiniz,” dememize rağmen, tanımadıkları öğrenci arkadaşlarının hakkını yememek için fazladan kitap almak istemediler. İçinden geçtiğimiz bu sıkıntılı günlerde, gençlerimize güvenmenin mutluluğunu bir kez daha yaşadık açıkçası.
Bu söyleşiyi okuyan kişiye tek bir cümleyle seslenme şansınız olsaydı bağımsız kitabevleriyle ilgili neyi mutlaka bilmesini isterdiniz?
Bağımsız kitabevleri, yirmi birinci yüzyılda algoritmalar, sansürler, linçler, provokasyonlar ile kuşatılmış bir dünyada yaşarken nefes alabileceğimiz, bize herhangi bir şeyin empoze edilmediğinden emin olacağımız, özgür düşüncemizi destekleyecek kitapları bulabileceğimiz kültür evi olmak için emek vermektedir.
Gergedan Kitabevi Sorumlusu Semra Tezgören (solda) ile Rüyam Yılmaz
Teşekkürler!

1974, Ankara doğumluyum. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1997 yılında, İstanbul Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı Bölümünden ise 2018’de mezun oldum. Yüksek lisansımı Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında yaptım. İngiltere, İspanya ve Arjantin’deki çeşitli dil okullarında eğitim aldım. 2017 yılında Cambridge Üniversitesine giderek İngiliz edebiyatının farklı dönemleriyle ilgili derslere katıldım. Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından düzenlenen editörlük, düzeltmenlik ve lektörlük programlarını tamamladım. 2001’den beri öğretim görevlisi olduğum Marmara Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulundaki görevimi sürdürmekteyim. Ayrıca, üç Javier Cercas romanına ve Mary Renault tarafından kaleme alınan “Büyük İskender Üçlemesi”ne emek vermiş bir çeviri editörüyüm. Kurucusu olduğum Kitap Kurtları Kulübü ile ilgilenmeyi ve gerek kendi edebiyatımızdan gerekse dünya edebiyatından isimlerle yaptığım söyleşileri, yazdığım denemeleri blogumda paylaşmayı seviyorum.
Kendimle ilgili, öz geçmişimde yer alan nesnel bilgiler bunlar. “Ben kimim?” sorusuna vereceğim öznel cevaplarım ne derece doğru olur, taşıdığım etiketlerin kaçını burada bir çırpıda sıralayabilirim, bilmiyorum. Dolayısıyla sadece şunu ekleyip konuyu kapatmayı yeğliyorum: Okumayı, yazmayı, araştırmayı, öğrenmeyi, sorgulamayı, seyahat etmeyi seviyorum ve bazı insanlara rağmen hâlâ “insan” kalmaya çabalıyorum.