İstanbul’daki Bağımsız Kitabevleri ile Röportaj – 3
İmge Kitabevi – Yılmaz Tabakçıoğlu
Kitap Kurtları Kulübü olarak düzenlediğimiz “Her Mevsim 1 Bağımsız Kitabevi – En Az 3 Kitap” ve “Askıda Kitap” etkinlikleriyle uzun zamandır bağımsız kitabevlerinin önemini konuşuyor ve okurlarımıza sık sık mikrofon uzatıyoruz. Ekonomik zorluklar yüzünden kitaba ulaşmakta zorlanan öğrencilerimiz için de küçük ama anlamlı bir dayanışma ağı kurmaya çalışıyoruz.
Sözü biraz da bağımsız kitabevlerine bırakalım artık ve mikrofonu bu kez onlara uzatarak yüklerini, sevinçlerini, mücadelelerini kendi ağızlarından dinleyelim.
Üçüncü durağımız, Kadıköy’de faaliyet gösteren İmge Kitabevi. İmge’nin müdürü Yılmaz Tabakçıoğlu ile 2026 yılında “sadece kitap” satarak ayakta kalmayı, kitap fiyatlarının sabitlenmesini ve bağımsız kitabevleri arasındaki dayanışmayı konuştuk.
Kitabevinizi nasıl açtınız? Sizi bu dünyaya sokan sebep neydi?
Kitabevini ben açmadım, daha önceden açılmış bir kitabevinde çalışmaya başladım. Öğrenciliğimde ders saatlerim uygun olduğundan, kalan zamanımda çalışmak istedim ve bir şekilde burada işe başladım. Başladıktan sonra da okulu bitirmeme rağmen kitapçılığı bırakamadım ve neredeyse otuz yıldır çalışmaya devam ediyorum.
Kitabevinizin isminin anlamı ve seçilme nedeni nedir?
‘’İmge’’, genel olarak bir şeyin temsil ettiği sembolik görüntü veya çağrışım anlamında kullanılmakta. Seçilme nedenini tam olarak bilmiyorum fakat kitap okurken sıkça yaşadığımız, zihnimizde canlandırdığımız görüntülerden esinlenildiğini düşünüyorum.
“Bağımsız kitabevi”, sizin için ne anlama geliyor? Sadece ticari anlamda değil, duruş olarak da ele aldığımızda bir kitabevini bağımsız kılan özellikler nelerdir?
Bir kitabevini bağımsız kılan şey, biraz da kişiliği olmasıdır. Raflarında yalnızca çok satanlar değil; keşfedilmeyi bekleyen yazarlar, butik yayınevlerinin cesur kitapları ve farklı düşünce alanlarından eserler yer alır. Bağımsız kitabevi olmak; istediği kitapları seçip satmakta özgür olmak yani devlet kurumları, holdingler, fonlar vb. yerlerin desteğini veya yönlendirmesini kabul etmemektir çünkü bu şekilde destek almak, destek verenlerin isteklerine boyun eğmeyi gerektirebilir.
Okurla kurduğu ilişki de daha samimidir; bir satış ilişkisi olmaktan çok bir diyalog ve paylaşım gibidir. “Bağımsız kitabevi” yalnızca bir kitap satış noktası değil, aynı zamanda bir kültür alanı ve düşünce mekânı anlamına geliyor. Bağımsızlık sadece ekonomik bir durum değil, esas olarak seçim özgürlüğü ve duruş ile ilgili. Hangi kitabın raflara gireceğine büyük zincirlerin satış politikaları ya da ticari algoritmalar değil, o kitabevinin okuma kültürü, merakı ve editoryal bakışı karar verir.
Bu yüzden bağımsız kitabevleri, ticari bir işletmeden çok okuma kültürünü canlı tutan bir duruşun ifadesidir.
2026 yılında, “sadece kitap” satarak ayakta kalmaya çalışan bağımsız kitabevi olmak ne demek? Okurun çoğu zaman görmediği zorluklar neler?
2026 yılında yalnızca kitap satarak ayakta kalmaya çalışan bir bağımsız kitabevi olmak, aslında biraz ısrar ve inatla kültürü savunmak anlamına geliyor çünkü günümüzde kitap, sadece kitaplarla rekabet etmiyor; dijital platformlarla, hızlı tüketim kültürüyle ve büyük satış zincirlerinin fiyat politikalarıyla da mücadele ediyor. Böyle bir ortamda bağımsız bir kitabevinin varlığını sürdürmesi, çoğu zaman ekonomik bir hesap meselesinden çok tutku ve sorumluluk duygusu ile mümkün oluyor.
Okurun çoğu zaman görmediği zorluklar ise oldukça fazla. Artan kira giderleri, dağıtım ve lojistik maliyetleri, büyük satış platformlarının agresif indirimleri bağımsız kitabevleri için ciddi bir baskı yaratıyor. Bir kitabın raflara gelene kadar geçtiği süreç, çoğu zaman dışarıdan görünenden çok daha zahmetli.
Kitabevimiz, kuruluşundan 2019 yılına kadar okuyucuya destek olmak ve kolaylık sağlamak için çok çaba gösterdi. Birbirlerine kefil olan okurlara, öğrencilere taksitli hesap açıp toplam tutarın sekizde birini ödeyerek istedikleri kitapları alıp götürebilecekleri ve her ay ödeme yapabilecekleri taksitli satış sistemini sunduk ancak kredi kartlarının yaygınlaşmasıyla bu sistemi daha sonra durdurmak zorunda kaldık. Özellikle pandemi sonrası internet satışlarının alışkanlık hâline gelmesi bizi doğal olarak etkiledi.
Bir semtte bağımsız bir kitabevinin varlığı sizce neyi değiştirir?
Bir semtte bağımsız bir kitabevinin varlığı, o yerin kültürel atmosferini değiştirir çünkü bağımsız bir kitabevi sadece kitap alınan bir yer değildir; insanların durup bakabildiği, yeni fikirlerle karşılaşabildiği ve çoğu zaman sohbet edebildiği bir buluşma noktasıdır.
Böyle bir mekân, zamanla semt hafızasının parçası hâline gelir. Okurların uğradığı, öğrencilerin vakit geçirdiği, yazarların okurlarla buluştuğu küçük bir kültür odağı oluşur. Bu da semtte okuma alışkanlığını ve entelektüel merakı canlı tutan bir etki yaratır. Bu yüzden bir semtte bağımsız bir kitabevinin olması, o semtin kültürel yaşamına sessiz ama kalıcı bir değer katar.
Okurla kurulan ilişki açısından, bağımsız kitabevleri ile zincir kitabevleri arasındaki en büyük fark nedir?
En büyük fark, bağımsız kitabevlerinde okurla kurulan ilişkinin kişisel ve samimi olmasıdır. Zincir mağazalarda ilişki çoğu zaman satış odaklı ve standart bir müşteri deneyimi üzerine kuruludur. Raf düzeninden öneri sistemine kadar pek çok şey merkezî bir planlama ile belirlenir.
Bağımsız kitabevlerinde ise ilişki çok daha doğrudandır. Çoğu zaman okurlarını tanır, ne okumayı sevdiklerini bilir, yeni gelen kitaplar hakkında sohbet eder, bazen hiç duymadıkları bir yazarı önerir. Bu nedenle okurla kurulan bağ sadece alışverişe dayalı değildir, ortak bir okuma kültürü paylaşımıdır da. Bu fark, bağımsız kitabevlerini özel kılan en önemli unsurlardan biridir çünkü burada kitap önerileri bir algoritmadan değil, gerçek bir okurdan başka bir okura aktarılan deneyimden doğar.
Kitap fiyatlarının sabitlenmesi neden hayati bir konudur?
Kitap fiyatlarının sabitlenmesi yani bir kitabın internetten, zincir mağazadan ya da bağımsız bir kitabevinden aynı fiyatla satılması aslında sadece ticari bir düzenleme değil, kitap kültürünü koruyan da bir sistemdir çünkü “kitap” dediğimiz şey diğer ürünlerden farklıdır.
Eğer fiyatlar tamamen serbest bırakılırsa, büyük satış platformları ve zincir mağazalar yüksek indirimlerle bağımsız kitabevlerini rekabet edemez hâle getirir. Bu durumda bağımsız kitabevleri ayakta kalamaz ve şehirler zamanla kültürel çeşitliliğini kaybetmeye başlar. Bazı Avrupa ülkelerinde uygulandığı gibi, sabit fiyat sistemi herkesin aynı koşullarda satış yapmasını sağlar. Böylelikle kitap nereden satın alınırsa alınsın fiyatı değişmez ve haksız rekabet engellenir. Dolayısıyla bağımsız kitabevleri varlığını sürdürebilir, küçük yayınevleri kitaplarını okura ulaştırabilir ve okurlar sadece çok satanlara değil, daha geniş bir edebiyat ve düşünce dünyasına erişebilir.
Türkiye’de bağımsız kitabevleri arasında bir dayanışmadan söz etmek mümkün mü? Sizin diğer bağımsız kitabevleri ile ilişkileriniz nasıl?
Türkiye’de bağımsız kitabevleri arasında son yıllarda giderek güçlenen bir dayanışma duygusundan söz etmek mümkün çünkü artan maliyetler, büyük satış platformlarıyla rekabet gibi benzer sorunlarla karşı karşıyayız. Bu ortak sorunlar, bağımsız kitabevlerini birbirine rakip olmaktan çok aynı kültürel alanı korumaya çalışan paydaşlar hâline getiriyor.
Bu dayanışma bazen çok görünür bir örgütlenme şeklinde değil, daha çok gündelik iletişim ve karşılıklı destek üzerinden gelişiyor. Yeni çıkan kitaplar hakkında bilgi paylaşmak, dağıtım konusunda yaşanan sorunları konuşmak, etkinlik fikirlerini paylaşmak ya da zaman zaman ortak etkinlikler düzenlemek bu ilişkinin doğal parçaları olabiliyor. Özellikle son yıllarda sosyal medya ve iletişim ağlarının gelişmesiyle birlikte bağımsız kitabevleri arasındaki temasın da arttığını söylemek mümkün. Bir kitabevinin düzenlediği başarılı bir söyleşi, okuma kulübü ya da imza günü modeli başka bir şehirdeki kitabevine ilham verebiliyor. Bu anlamda aramızdaki ilişki sadece dayanışma değil, aynı zamanda birbirini besleyen bir kültürel alışveriş şeklinde de ilerliyor.
Ayrıca biz de kendi yayınlarımızı, internet sitemizde ve kitabevlerimizde aynı fiyata satıyoruz. Kitapçılar yayınlarımızı almak istediklerinde de, büyük dağıtımcılara yaptığımız iskontonun aynısını onlara da uyguluyoruz.
Sizin de yolunuz, Kitap Kurtları Kulübü tarafından düzenlenen “Her Mevsim 1 Bağımsız Kitabevi – En Az 3 Kitap” etkinliğiyle kesişti. Bu tür dayanışma temelli inisiyatiflerin, bağımsız kitabevleri için önemi nedir?
Böyle bir etkinlikle yollarımızın kesişmesi çok kıymetliydi çünkü bu tür dayanışma hareketleri, bağımsız kitabevlerine yalnız olmadıklarını hatırlatıyor. Okurların, kitap kulüplerinin ve farklı toplulukların gösterdiği bu ilgi bağımsız kitabevlerinin sadece ticari mekânlar olmadığını, okuma kültürünü birlikte yaşatan ortak alanlar da olduğunu gösteriyor.
“Her Mevsim 1 Bağımsız Kitabevi – En Az 3 Kitap” projesi, bağımsız kitabevleri açısından yalnızca bir alışveriş çağrısı değil, aynı zamanda çok değerli bir dayanışma hareketi çünkü bağımsız kitabevleri çoğu zaman büyük reklam bütçelerine ya da geniş pazarlama kanallarına sahip değil. Bu nedenle okurlarla kurulan bağ ve onların verdiği destek, bu mekânların varlığını sürdürebilmesi açısından hayati bir rol oynuyor.
Kitap Kurtları Kulübünün başlattığı bu etkinlik, okurlarla kitabevleri arasında yeni bir bağ kurulmasına da yardımcı oluyor. Belki daha önce o kitabevine hiç gitmemiş biri bu etkinlik sayesinde ilk kez içeri giriyor, raflar arasında dolaşıyor ve o mekânın atmosferini deneyimliyor. Çoğu zaman da bu ilk ziyaret, kalıcı bir okur-kitabevi ilişkisine dönüşebiliyor.
Kitap Kurtları Kulübü tarafından başlatılan “Askıda Kitap” uygulaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Ekonomik zorluklar nedeniyle kitaba ulaşmakta güçlük çeken gençler, bu desteği nasıl karşılıyor?
Gençlerin bu desteği çoğu zaman büyük bir mutluluk ve şaşkınlıkla karşıladığını söyleyebilirim çünkü birinin kendisini hiç tanımadan bir kitap bırakmış olması, sadece maddi bir destek değil “okumanın önemini’’ gösteren bir mesaj da içeriyor. Bu da genç okurlar için hem motive edici hem de cesaret verici bir deneyime dönüşebilir.
Bugün özellikle gençlerin kitaplara ulaşması, ekonomik olarak her zamankinden daha zor. Artan yaşam maliyetleri içinde kitap, çoğu zaman ertelenen bir ihtiyaç hâline gelebiliyor. “Askıda Kitap” projesi tam da bu noktada çok değerli bir rol oynuyor ve askıya bırakılan her kitap, aslında görünmeyen bir bağ kuruyor; bir okur, başka bir okurun okuma yolculuğuna küçük ama anlamlı bir katkı sunuyor.
Askıda kitapla ilgili sizi derinden etkileyen bir anı ya da karşılaşmayı paylaşmak ister misiniz?
Bir öğrenci arkadaşımız, askıdaki kitapları incelerken büyük bir heyecan yaşıyordu. Her kitabı tek tek eline alıp bakıyor, hangisini seçeceğine karar vermeye çalışıyordu. Aslında etkinlik kapsamında üç kitap alma hakkı vardı fakat bir süre düşündükten sonra yalnızca bir kitap seçti. Gülümseyerek “Diğerleri de başka öğrencilere kalsın,” dedi. O an, askıda kitap uygulamasının sadece kitaplara ulaşmayı değil, aynı zamanda paylaşma ve dayanışma duygusunu da büyüttüğünü bir kez daha hissettik.
Ayrıca bazı öğrencilerin “Okul için zaten almam gerekiyordu; askıda gördüğüme çok sevindim,” demesi beni mutlu etti.
Bu söyleşiyi okuyan kişiye tek bir cümleyle seslenme şansınız olsaydı bağımsız kitabevleriyle ilgili neyi mutlaka bilmesini isterdiniz?
Bağımsız kitapçılar, kitapçılığı yaşam biçimi hâline getirmiş insanlardır ve bağımsız bir kitabevinden aldığınız her kitap, aynı zamanda o şehrin kültürünü, çeşitliliğini ve okuma hayatını ayakta tutan küçük ama çok değerli bir dünyayı destekler.

Teşekkürler!

1974, Ankara doğumluyum. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1997 yılında, İstanbul Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı Bölümünden ise 2018’de mezun oldum. Yüksek lisansımı Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında yaptım. İngiltere, İspanya ve Arjantin’deki çeşitli dil okullarında eğitim aldım. 2017 yılında Cambridge Üniversitesine giderek İngiliz edebiyatının farklı dönemleriyle ilgili derslere katıldım. Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından düzenlenen editörlük, düzeltmenlik ve lektörlük programlarını tamamladım. 2001’den beri öğretim görevlisi olduğum Marmara Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulundaki görevimi sürdürmekteyim. Ayrıca, üç Javier Cercas romanına ve Mary Renault tarafından kaleme alınan “Büyük İskender Üçlemesi”ne emek vermiş bir çeviri editörüyüm. Kurucusu olduğum Kitap Kurtları Kulübü ile ilgilenmeyi ve gerek kendi edebiyatımızdan gerekse dünya edebiyatından isimlerle yaptığım söyleşileri, yazdığım denemeleri blogumda paylaşmayı seviyorum.
Kendimle ilgili, öz geçmişimde yer alan nesnel bilgiler bunlar. “Ben kimim?” sorusuna vereceğim öznel cevaplarım ne derece doğru olur, taşıdığım etiketlerin kaçını burada bir çırpıda sıralayabilirim, bilmiyorum. Dolayısıyla sadece şunu ekleyip konuyu kapatmayı yeğliyorum: Okumayı, yazmayı, araştırmayı, öğrenmeyi, sorgulamayı, seyahat etmeyi seviyorum ve bazı insanlara rağmen hâlâ “insan” kalmaya çabalıyorum.